Gecenin 2'siydi. Yurtta ödev bahanesiyle oturuyordum ama gerçekte 45 dakikadır sağa sola kaydırıyordum.
Profil çıktı. Boğaziçi Üniversitesi yazıyordu. Ben de Boğaziçi'ndeyim. İki ortak arkadaş. Fotoğrafta kütüphane balkonunda kahve tutuyor, profilinde "Perşembe akşamları Kadıköy'deyim, cumartesi akşamları da ama Perşembe daha iyi" yazıyor. Sağa kaydırdım.
Eşleştik. Saat 2:14.
İlk mesaj
İlk mesajı o attı. "Peki neden perşembe daha iyi?" diye sormuşum. Gülen emoji attı, sonra anlatmaya başladı. Perşembe akşamları Moda Meyhanesi'nin yoğunluğu az oluyormuş, daha rahat konuşuluyormuş. Cumartesi ise "turist gibi" hissediyormuş, ki ikimiz de Kadıköylüyüz sayılır, o da garip geliyormuş.
Saat 3'te yattım. O zaten "sabah dersim var" demişti. İkimiz de uyuduk yani.
Ertesi gün 10:00 seminer
Zorunlu bir seminer vardı. 90 kişilik salonda, amfide. Ben arka sıralarda bir yer buldum, not defterimi açtım.
Dersin başlamasına 5 dakika vardı. İki sıra önümde oturan biri başını çevirdi — yüz yüze.
O'ydu.
Fotoğraf görmüştüm profilde, tanıdım. O beni tanıdı mı bilmiyorum ama kafası bana döndü, sonra hızla geri döndü. Yüzü kızardı. Benim yüzüm de kızardı herhalde çünkü iki yanağım yanıyordu.
Seminer boyunca
Seminer 90 dakikaydı. Bunun 90 dakikasını hiçbir şeyi dinlemedim. Notlarımda tek bir şey yazıyor: "ne yapacağım?"
Telefonu açsam uygulamada bir şey yazabilirdim ama orada uygulamayı açtığımı gören olur diye paniklemişim. "Seminerdeyim, iki sıra önümdesin" yazsam? Çok mu agresif? Hiç yazmasam? Bakmamış gibi yapsam?
Onun başı birkaç kere yarı döndü. Bir keresinde göz göze geldik, o da tebessüm etti. Ben de. Sonra ikimiz de ayrı yönlere baktık gibi garip bir şey oldu.
Seminer bitti
Seminer biterken asansör gibi herkes aşağı iniyordu. Kalabalığın içinde birbirimizi kaybettik.
Yurtta odama döndüm. Yattım. 20 dakika tavana baktım. Sonra mesaj attım.
"Seminer Thesleff'ti değil mi?"
Üç nokta çıktı. Kayboldu. Geldi. Kayboldu. Sonra:
"Evet lol. Bu benim 2026'da yaşadığım en çok garip an oldu."
Gülücük attım. "Aynı" dedim.
O akşam buluşma
O akşam 20:00'da Kadıköy'de buluştuk. Moda meyhanesi değil — o kendi tarifiymiş, çok abartılı gelecek dedi. Rıhtım'da bir kahvecide oturduk.
İlk 5 dakika çok tuhaftı. İkimiz de aynı anda "ya bu çok absürt" deyip gülüyorduk. Sonra oturduk.
Bir saat konuştuk. İkinci saat sokakta yürüdük. Üçüncü saatin başında "bu çok hızlı oluyor mu" dedim. "Hızlı ama iyi oluyor" dedi.
Şimdi
Bunu yazarken 7 ay geçmiş. Şu an birlikteyiz. Hâlâ aynı seminere gittik mi diye sorarsanız: evet, Thesleff her sömestr veriyor, bu dönem de aldık.
Şimdi arka sırada yan yana oturuyoruz. Bu sefer not alıyoruz.
Bu hikayeden öğrenilecek şey
Aslında bir şey yok. Bu rastgele bir şeydi.
Ama bir şey var: uygulama ile gerçek hayat birbirinden bu kadar uzak olmayabiliyor. Kampüsler, mahalleler, şehirler — insanlar sandığımız kadar farklı havuzlarda yaşamıyor.
2026'da uygulamadan tanıştığın kişiye gerçek hayatta denk gelmek çok rastlanan bir şey haline geliyor. Şaşırmamak lazım. Kaçmamak da lazım.
Küçük not
Eğer sen de benzer bir şey yaşadıysan ve o anda donduysan: selamlaşmak en kötü seçenek değil. Görmezden gelmek bazen daha garip oluyor.
Ve eğer hâlâ donuyorsan: saat 22:00'da mesaj atabilirsin. 2026'da bu hâlâ kabul gören bir zaman.